12 Aralık 2009 Cumartesi

Eyvah, Bekar Kızlar Artık Kurbağa Öpüp, Beyaz Atlı Prensine Kavuşamayacak.


Kurbağaları öpmeyin!
12.12.2009 - 17:33

WASHINGTON - Amerikan Veteriner Hekimleri Birliğinin yayımladığı bildiride, kurbağaların, tüm sürüngenler ve kurbağagillerde olduğu gibi, insan için salmonella enfeksiyonu kaynağı olabileceği belirtildi.

Bildiride, "Kurbağalara uygun olmayan bir şekilde dokunmanın, özellikle de onları öpmenin, bir prensten ziyade ciddi bir hastalık getirebileceğini halka hatırlatırız" denildi.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, kurbağaların bu yıl içinde 25 eyaletteki 48 salmonella enfeksiyonu vakasının kaynağı olduğunu açıkladı.

Salmonella, en çok kümes hayvanlarının eti ile peynir ve yumurtadan bulaşıyor. Tifo, paratifo ve gıda zehirlenmesine yol açabilen salmonella bakterisi, ağır ishalle kendini gösteriyor ve küçük çocuklarla yaşlılarda ölüme neden olabiliyor. (AA)

Kaynak: Gazeteport

26 Ekim 2009 Pazartesi

Kızlarımız neden evlenemiyor!



Değerli Habertürk okuyucuları aşağıdaki “matematik örneği” daha doğrusu “modellemeyi” daha önce bir gazetede okuyucularım ile paylaşmış ve çok ciddi bir “geri dönüş” (katkı-tepki) almıştım…
Aynı modeli biraz daha genişleterek sizlere aktarmak ve o günden bugüne gelen katkıları da “eklemek” istiyorum…
Sorarak başlayalım; bu model nasıl ortaya çıktı ? Nasıl aklıma geldi ?
Bir dostum ile yürüyüş yaparken bakın neler yaşadım…
Karşıdan bir yaşlı teyze ve onun koluna girmiş torunu geliyor. Konuşmak istiyorlar, durup merhabalaşıyoruz. Teyzemin torunu askerden yeni gelmiş. Piyasalara da çok meraklı...

Biraz konuştuktan sonra torunu yaşlı teyzeme dönüyor ve şakayla karışık “Anneanne ne istiyorsan sor, sonra bana sorma, Yiğit Bey her şeye cevap verir” diyor!

Teyzemin “askerden” dönen torunun “işsiz” olmasıyla bir derdi yok!

Onun üzüntüsü “bir bankada iyi bir pozisyonda olan diğer kız torununun evlenmemesi!” Madem öyle “Her şeyi biliyorsun, söyle bakalım evladım” diyor 30’u da geçti, benim kız neden evlenmiyor!

Kavram ve modelleme bu soru ile başladı…Ve devam etti…
Peki “teyzemin” sorusuna nasıl cevap vermem gerekiyordu ?
Bu soruya da “sayılarla” cevap vermek bize yakışırdı ve öyle yaptım !
Soru açık ve netti; Torun Ayşe neden evlenmiyordu veya “istediklerimiz” neden olmuyordu !
Modelin detaylarına gelince…
Detaya geçmeden “matematiksel” olarak kullanacağımız bir “gerçeği” tarif etmem gerekli. Bir olayın “hayata geçme-meydana gelme-gerçekleşme” olasılığı, başka bir olaydan etkilenmiyorsa; “bunlara birbirinden bağımsız olaylar” diyoruz. Örneğin “hem kırmızı” hem de “ön camı çatlak” bir araba bulma ihtimalimiz birbirinden “bağımsız” ve “aynı anda” gerçekleşme “ihtimali” matematiksel olarak birbirinin çarpımına eşit...

Şimdi gelelim torunun “neden” evlenmediğine!
Ana soru çok açık ve net; “Torun evleneceği kişide ne arıyor?”
Ne arıyor birlikte bakalım ve matematiğe dökelim…

1- Torun iyi bir bankada “yönetici” ve 4.000 TL kazanıyor... Aradığı kişinin “kendinden fazla kazanmasını” istiyor... Türkiye’de her 10 kişiden ancak 2’si “ayda 4000 TL’nin üzerinde kazanca” sahip!

2- Aradığı kişinin 30 yaşın üstünde ama 42 yaşın altında olmasını istiyor. Türkiye’de bu aralığa girenlerin sayısı her 10 kişide ancak 2 kişi.

3- Üniversite mezunu olsun istiyor. Hatta “master” istiyor. Üniversite mezunu yine 10 kişide 2 kişi, master da eklersek 10’da 1’in altına iniyoruz.

4- Sigara içmeyen arıyor. Burada şanslı. 10’da 5’lik bir “içmeme” oranı hâlâ var!

5- Boyu “Türkiye standartlarına” göre uzun olsun istiyor. 10 kişide 2 kişi “uzun” denebilecek bir boya sahip.

6- Fiziki görünüşü “düzgün” olsun en önemlisi “kilolu” olmasın istiyor. Yine aynı şekilde 10 kişide 3 kişi “normal” bir “zayıflığa” sahip.

Değerli Habertürk okuyucuları,
Torunun istediği daha birçok “özellik” var ama “onları” saymadım!
Şimdi gelin bu standart gibi görünen özellikle gelin bir hesap yapalım “torun neden evlenmiyor”!

Modelin kuralını hatırlayalım; “birbirinden bağımsız olayların gerçekleşme ihtimali birbirinin ihtimal değerlerinin çarpımına eşit!” Formül ve sonuç çok açık: Torunun aradığını bulma olasılığı yukarıdaki “olasılık” ifadelerin birbiriyle “çarpımına” eşit!

Evet, bu “standart” veriler ile birlikte düşünüldüğünde, içinde “fiziksel, bölgesel, kültürel” başka detaylar olmadığında bile çıkan sonuç yaklaşık 1/8.000-10.000 aralığı...Daha değişik bir ifadeyle: 8 bin ile 10 binde 1 kişi “torunun aradığı” kişi olma “potansiyelini” taşıyor! Buna “az bulunan” örneğin, 2/10’luk bir özellik eklediğimizde 50 binde 1 kişiye, bir özellik daha eklediğimizde 100 binde 1’lere kadar çıkabiliriz...Burada bir not düşeyim; “torunun tam istediklerini” matematiksel olarak yazınca “440 binde 1” çıkan net sonuç!

Peki Türkiye’de 40 milyon erkek ve ortalama 1/50.000’lik bir “aradığınızı bulma katsayınız” varsa, size uygun kaç “eş” var ? O da çok açık ve net; 40 milyon/ 50 bin! Yani sizin istediğiniz “her şeyi olan sadece” 800 “kişi” var!

Değerli okuyucular, okuduklarınıza “ilk görüşte” inanamayabilirsiniz “ama” matematik bilimi “kesin olarak” bu sonuçları veriyor! Şimdi daha iyi anlayabilir ve anlatabiliriz teyzemize “torunu” neden evlenmiyor!

Sonuçlar:
1- Yaşadığımız “gerçekler” ile “beklentilerimiz” her alanda uyuşmayabilir!
2- Matematik bilimi bizi “ümitsizliğe de” itebilir! Ama bir de gerçek var: matematik “olmaz” der ama mucize gibi bir anda oluverir!
3- Bilim buna kuantum, kaos, belirsizliğin çökmesi der, Din ise kader! Olmaz denen bir anda oluverir!
4- Sayıların bittiği yerde, bizim aklımızın ermeyeceği başka dinamikler başlar! Orası ayrı bir “tartışma” konusu, isterseniz o konuya da gireriz.
5- Sayılar “olmaz” der ama “olmazlar” olur !
6- Mucize “sayılarda” değil düşüncelerdedir !

Son söz : Gerçekler sayılar üstüne kurulabilir ama “hayat” her zaman “rasyonel” değildir !

Yiğit Bulut

20 Eylül 2009 Pazar

"Çapkınlık olmazsa 1 milyar kişi ölür

"Ramazan'da ara veren Haydar Dümen, bayram siftahını Gazete Habertürk'te yaptı.
Haydar Dümen, Türkiye’nin en şöhretli hekimlerinden ve belki de Türkiye’nin en çok okunan yazarlarından. Ramazan ayı nedeniyle ara verdiği köşesinde okurlarına verdiği cin yanıtlarla hepimizi güldürüyor,kendi deyimiyle her gün stand-up yapıyor. Ramazan Bayramı sonrası tekrar yazılarına başlayacak Nöro-psikiyatri uzmanı, 79 yaşındaki Dümen bir aylık suskunluğunu Gazete Habertürk için bozdu ve sorularımıza bayram şekeri tadında yanıtlar verdi.
KUTLU ESENDEMİR / GAZETE HABERTURK
 Dini hassasiyetleri yoğun bir aydan çıkıyoruz. Siz de o yüzden yazılarınıza 1 ay ara vermiştiniz. Böyle günlerde cinsellik orucuna da mı başlanıyor?
-Zaten bütün inançlarda cinselliğe yönelik büyük tabular var. Bu durum, tek tanrılı dinlerde de o dinden diğer dine adeta transfer olur gibidir. Kalıplar değişir. Kalıpları da belirleyen o günün sosyal, ekonomik ve coğrafi konumlarıdır. Deniz kenarında bir kural çıkarsa, çölde başka bir kural çıkar. Bunlar cinselliğe kendi itilimlerini yükleyerek bu tür perhizlerle güçlendirmeyi düşünmüşler. Ne kadar doğrudur, ne kadar geçerlidir? Bunun için Arap ülkelerine bir bakıp karar vermek gerekir. Galiba ters tepiyor.

 Cinselliğe uzun süre ara verilen dönemlerin ardından nelere dikkat edilmeli?
- Yani uzun süre ara vermiyorlar. Yine akşamları kendilerine zaman kalıyor. Amaburada başka bir şey dengeleri bozuyor.

DOLU DOLU GEÇSİN
 Nedir o?
-Tabii oruç tutuluyor, akşam yemeği yeniyor. Akşam yemeğinden sonra bir yorgunluk ardından dinlenme. Tabii sonra da yatsı namazı. O da bayağı bir zaman alıyor. Gece sahura kalkılıyor. Sahura kalkmak zaten bir-birbuçuk saati alıyor. Uyandınız, yemek yediniz, yattınız. Sonra uykuya geçiş süresi. Bir de sabah erken çalışanlar için söylüyorum ki; çöl koşullarında belki adamlar uyuyorlar o saatlerde. Şimdi dinin özünde de şu var: Sabah ezanında namazı kılıp uykuya yatıyorlar. Bir de saat 5’te, 6’da namaza kalkacaksın. E artık, cinselliğe zaman kalmıyor. Onun için geceyi dolu dolu geçirmek gerekiyor.

 Bir süredir din adamları da cinsellik ve sekse el attı. Ali Rıza Demircan’ın, Cübbeli Ahmet’in (Mahmut Ünlü) bu konudaki yaklaşımlarından haberdar mısınız?
-Cinsellik konusunda Türkiye’de yaprak kıpırdasa benim haberim olur. İmamlar, hocalar kendi işlerine baksın. Tanrısal güçlerle insan arasındaki bağlantıları, manevi değerleri değerlendirsinler. Ama cinsellik olsun, operasyonlar, ameliyatlar, hastalıklar gibi bölümleri de tıbba bıraksınlar...

 Cübbeli Ahmet Hoca barbi bebekleri seksi bulduğunu söyledi. Siz barbi bebeklerin seks objesi olarak değerlendirilmesine ne diyorsunuz?
-Ya Cübbeli Ahmet Hoca işi iyice sapıtmış, iyice zıbıtmış. Bütün olayı götürmüş cennete. Cennet gibi kutsal bir kavram içerisine, böylesine ayrık otu, pıtrak otu serper gibi cinselliği serpemezsiniz. Cennet kutsal bir kavramdır. Cennette bütün duyguların daha çok yeri olması gerekir. Manevi duygulardır bu, tanrısal duygulardır. Tanrıyla duygusal alanda bir yakınlaşma yüceliğidir bu. Ama oraya durmadan kadın sokarsan, 5 bin, 7 bin, 70 bin huri falan sokarsan bunun adı saçmalıktır. Böyle şey insan onuruna çok terstir. Ne yapacağım ben 7 tane 70 tane huriyi. Benim işim o mu? Ya da benim kadınım ne yapacak o zaman. Kadın insan değil mi? Bu yüzden, ağzına gelen her şeyi konuşuyor. 1500 yıl önce yaşamaya çalışıyor Cübbeli Hoca.

 Klişe bir soru ama evlilik aşkı ve seksi öldürüyor mu?
-Erkeklerden kaynaklanan bir şeydir bu. Erkeklerde çapkınlık geni vardır. Kadınlarda çapkınlık geni yoktur. Kadınlarda annelik ve dişilik geni vardır. Ve iyi ki de vardır, bir kurgu düşünün. Uzaydan gönderilen bir ışın erkeklerin çapkınlık genini yok etti. Ne olur? Bilemedim.-Bir ay içerisinde dünyada 1 milyar insan ölür.

 Nasıl ölür?
-Kuaförler, mücevherciler kapanır, kozmetikler batar. Lokantaların 4’te 3’ü zaten yok olur. Güney Amerika’da elmas madenleri kapanır, kürkçüler zaten bitti. Efendim insanların karılarıyla olan ilişkileri, büyük aşkları, büyük ama kimse kadına bakmıyor. Hep karısına koşuyor, yağma ve kaos yaşanıyor...

Damacanayla seks evrimsizlik
 Damacanayla mastürbasyon yapmak da evrimin parçası mı?
-Damacanayla mastürbasyon yapmak evrimsizliğin bir parçası. Damacanayla mastürbasyon yapan, diyelim ki yuvarlak hesap, 70 milyonluk nüfuslu bir yerde, 5kişi de çıkabilir, 10 kişi de çıkabilir. Ama bu arkadaş evrimini yapmış olsa insani açıdan kızla, kadınla konuşabilse, bırakın seksi filan. Onların dünyasına girebilse,şiir okuyabilse, ona bazı öyküler öğretse. Hatta flörtüyse el ele tutuşup bir parkta yürüse, gökyüzünün güzelliğine, bulutlara, ağaçlara baksa, damacanayla seksyapmak ya da mastürbasyon yapmak aklına gelmez. Her şeyi kısıtladığınız vakit, biri bir yerden açık bulacaktır. Bir insanı süper aç bırakırsan yerdeki salyangozu da, çekirgeyi de yiyebilir kardeşim. Bizim amacımız çekirgeyi, salyangozu yedirtmemek.

 Evlilik ve seks sanki birbirine karşıt bir şeylermiş gibi mi duruyor?
-Evlilik sekse onay verdiği için birbiriyle bütünleşiyor. Seks, erkekle kadının yaptığı bir baş yapıt tablodur. Bu tablonun imzasıdır seks.

 Eşimi ya da sevgilimi bir kez aldattım. Bunu ona söylemeli miyim?
-Uzaya çıkmış gibi bir şey mi yaptın! Söylemek olur mu? Övünecek bir şey değil ki bu. Bunlar söylenmez. Bir defa yapmış olmak da insanlık zaafında değerlendirilmelidir. Özellikle kadınlar için söyleyelim: Yapmayan erkek yoktur. Yüzde doksana doğru çıkıyor bunun oranı. Fırsat eline geçmişse erkek yapıyor.Yapamayanlar fırsatsızlıktan yapamıyor.

‘Kimi benim anakonda diyor, kimi kobra diyor’
 Gazetenizdeki köşeniz büyük ilgi görüyor. Akla hayale gelmeyecek sorulara yanıt veriyorsunuz.
-Orası bir laboratuvar Türkiye için. Bir; bana mektup yazan insanların belirli oranımatrağına yazıyor. Kafa bulmak, şamata için yazıyor ve gülüyor. Bir insanın bir şeyi yapması başkadır, düşünmesi başkadır. Bir insan bir şeyi düşünüyorsa, bu bizi ilgilendirir. Biz psikiyatrlar, insanın beyninin kıvrımlarına ineriz. Bilinçaltını araştırırız. Yetmez, rüyalarına gireriz. Rüyalar şizofrenik bir dünyadır ve insan portresini oradan çıkarmaya çalışırız. Bana matrağını dahi yazmış olsa, bunu yazan çok kaba bir şey soruyor.

 Mesela?
-“Benim anakonda artık başını kaldırmıyor” diyor. Öteki de “kobra” diyor kendisine. Öteki, “engerek” diyor kendisine. Öteki “boğa yılanı” diyor. Peki niye hep yılanlar konuşuluyor? Çünkü cinsel organlar Freud’un bilinçaltındaki deyimine göre yılan olarak simgelenir. Yani farkında olmadan Freud’u doğrulayan bir altyapıdan çıkıyor. Ben şu haritayı soruyorum Türkiye’ye: Hayal gücü fazla gerçekten. Bunalımdaymış, yok öksürmüş kızlık zarı gitmiş. Yok sandalyeden düşmüş, zarı gitmiş. Telefonda içi geçmiş. Rüyasında orgazm olmuş. Ciddiyim bunlar şaka değil. Biz bu resmi, bu tabloyu yarattık.

Fanteziler, makarnanın sosu gibidir
 Geçenlerde de Hıncal Uluç gençlik dönemlerinde kendisine sıpa sunulduğunu anlatmıştı. Normal bir durum mu bu?
-Normal tabii. Hıncal Bey’in açıklaması çok saygıdeğer bir açıklamadır. Türkiye’nin bir gerçeğidir.HOROZLA KEDİ BİRLEŞMEZ

 Zoofili mi gerçeğimiz?
-Zoofili değil o. Ben bu gerçeğin içinde büyüdüm. Türkiye’de kırsal kesimde yıllar içerisinde bu tür bir birleşme, neredeyse töresel hoşgörüye girmiştir. Çocuk ergenlik yaşına geçince, çocuğun babasına arkadaşları, “Senin çocuk az büyümüş. Ona artık bir sıpa almanın zamanı geldi” derler.

 Bu nedir?
-Mastürbasyon dinsel inançlara göre yasaktır ve kırsal kesim pek fazla mastürbasyon bilmez. Zorunlu koşullar içerisinde bu tür ilişki, bir tür görsel alışkanlıktır.

 Yeryüzünde hiçbir canlı kendi türünün dışında başka bir türle birleşmeye yeltenmiyor.
-Evet... Bugün köpek kovalasa koyunu, onunla cinsel birleşmeye kalksa, horoz kovalasa kediyi onunla cinsel birleşmeye kalksa, ev sahibinin yapacağı şey, horozu da, kediyi de, köpeği de öldürmektir. Öldürürler ama, ne yazık ki namus ve erdem uğruna kendi öz evlatlarını bu tür eylemlere zorladıklarını düşünmezler. Bir suçlu aramak gerekiyorsa bu suçlu eşeklerle birleşenlerdir.

 Uluç’un sözleri doğal yani.
-Hıncal Uluç yapmamış ki. Yapmış da olabilirdi. Ben size bir şey söyleyeyim: “Ben yaptım” desem ne olacak, “Yapmadım” desem ne olacak?

TÜRKİYE’NİN GERÇEĞİ
 Yaptınız mı peki?
-Ben şunu diyebilirim: Yapmamışımdır. Ben Haydar’ım. Farklıyım. “Bütün köylüler adi. Ben üstünüm, yapmadım” diyebilirim. Olay bireysel olarak, Hıncal’ın, Ali’nin, Veli’nin yapıp yapmaması değil, bu Türkiye’nin bir gerçeğidir.

 Aşırılığı belirleyen sapkınlığın başlangıç noktası nedir?
-Sapkınlık belirli bir gruba girmiyor. Bazı sapkınlıklar var, mesela sapkınlık olarak söz edilebilecek. Mesela fantezilerden söz edelim. Kadın kocasıyla yatarkenbir başka erkeği düşünüyorsa bu sapkınlıkmı? Eee! Beyin bu; düşünüyorsa nasıl engelleyeceksiniz?Hatta kendi performansı ve mutlulukları için gerekiyorsa bu tür fantezileri doktorlar öneriyor.

 Siz öneriyor musunuz?
-Duruma göre öneririz.

 Hastanızın hayal gücü yoksa ne yapacaksınız?
-O hayal gücü değil ki; ne var; mesela giysiler var. Ne var; porno film seyrediyorlar. Ne var; işte konuşuyorlar. Tahrik edici laflar söylüyorlar. Sınırsız bir fantezivardır. Fakat fanteziler yemeğin sosu gibidir. Makarnaya bir parça ketçap dökersen lezzetli olur. Ama ketçapı kaşıklayıp yiyemezsin. Yersen, o makarnalıktan çıkar.

Bekarlar Kulübü Blog Sayfasına Hoşgeldiniz.

Facebook'ta http://www.facebook.com/group.php?gid=4990399695 adresinde 2421 kişi üyeli Bekarlar Kulübü'müze bu blogla biraz daha hareketlilik vermek istiyoruz.

Neler olacak blogumuzda.

Tabiiki üyelerimizin birbiriyle tanışmasını cesaretlendirecek yazılar olacak.

Güzel hikayeler, bazen eğlenceli, bazen duygusal yazılar olacak.

Ama en önemlisi blogumuzda üyelerimizin çok daha fazla aktif olmalarını hedefleyeceğiz.

Bu arada, yanda gördüğünüz "Blogu İzleyen Bekarlar Kulübü Üyeleri" ne kayıt olarak bu blogu izleyen diğer kişilerle bir topluluk oluşturabilir, yeni arkadaşlıklar kurabilirsiniz.

Bloga yazar olmak isteyen üyeler bekarlar.kulubunuz@gmail.com adresinden temasa geçebilirler.