27 Şubat 2010 Cumartesi

Kıvrımlı Bekar Bayanlar Bu Haber Sizi Sevinderecek.


Yapılan araştırmaya göre, kıvrımlı hatlara sahip kadın vücuduna bakmak erkeklerde alkol tüketiminin yol açtığı aynı etkiye neden oluyor.

Kıvrımlı hatların beynin ödül hisleriyle bağlantılı bölümünü aktif hale getirdiğini söyleyen araştırmayı yapan uzmanlar, bulgularının Jennifer Lopez ve Beyonce Knowles gibi kıvrımlı hatlara sahip kadınların cinsel çekime yol açtığını söylüyor.

Araştırmacılar ortalama 25 yaşlarında 14 erkek gönüllüyle yaptıkları çalışmada, bu kişilere yedi kadına ait popo resimleri gösterdi.

Daha sonra plastik cerrahi ile kadınların bel bölgelerindeki yağlar kalça bölgelerine yeniden dağıtıldı, ancak genel kilolarında bir değişiklik yapılmadı. Daha sonra bu kadınlara ait fotoğraflar yeniden erkeklere gösterildi.

Kadınların estetik operasyonun ardından gösterilen fotoğraflarına bakan erkeklerin beyin taramalarında ödüllendirme bölümünün aktif hale geldiği görüldü. Beynin ödüllendirme bölümü alkol ve uyuşturucuya da tepki veren bölüm.

ABD'deki Georgia Gwinnett Üniversitesi'nden araştırmacı Steven Platek, "Bu araştırma sonuçları porno bağımlılığını ve sözgelimi porno olmadığında oluşan ereksiyonla ilgili fonksiyon bozuklukları gibi rahatsızlıkları da anlamamızı kolaylaştırabilir. Bulgular ayrıca cinsel sadakatsizlik konusunun da bilimsel olarak incelenmesine katkı sunabilir" diye konuştu.

Araştırma ayrıca bir kadının vücut kitle indeksindeki (BMI) değişimlerin beynin sadece büyüklük ve şekle dair basit görsel beğenilerle bağlantılı bölgelerini etkilediğini ortaya koldu.

Platek'e göre, bu, vücuttaki yağın kadın güzelliğine dair yargıyı, toplum normlarından ziyade beyinle olan iletişim aracılığıyla etkilediğinin kanıtı olabilir.

Platek ve meslektaşı Devendra Singh, araştırma sonuçlarını PLoS ONE dergisinde yayınladı.

14 Şubat 2010 Pazar


Sevgililer gününde önce adamın karnını doyurun ;)

Batu Akyol - 13.02.2010

Sevgililer gününde özel birşeyler yapmak adetine ne kadar bağlısınız bilemiyorum. Bu ya da herhangi içinizi ısıtan bir unsura ait özel bir gün olması her şartta güzel olmalı. Tabi bu güne ait olan pazarlama aktivitelerini bu işin dışında bırakıyorum. Bu günü bahane edip birlikte bir menü hazırlayalım isterseniz.

Şimdi öncelikle bu günün “kutlama” kısmı ağır bastığı için ve bayanların daha da ilgisinde bir gün olduğunu varsayarak işe menüyü tatlandıracak olan kısımdan başlayalım. Tabiki kuşkusuz şarap olmalı bu menüde. Tecrübeyle sabit olan fikrim Doluca’nın dömisek şaraplarından biri olan Moskado’yu önereceğim. Bu şarabı içipte beğenmeyen bay ya da bayan görmedim henüz. Eğer şimdiye kadar denemediyseniz bugün denemek için iyi bir bahane. İçimi rahat, tatlımsı ve bir o kadar da keyifli bir şaraptır. Sitesinde bir şişesi 23 TL. Fakat orada en az 6 şişe almanız gerekiyor. Bu da bir gece için fazla olur kanısındayım J bu yüzden mahallenizdeki şarap dükkanını tercih etmenizde yarar var.

Şarabı hallettiğimize göre şimdi yemeğe geçelim.

Bir kere bugün yemek içerisinde mutlaka taze krema kullanmaktan yanayım ama tabi bu kremaya kontras yaratacak maskülen bir tad gerekir, o da kırmızı et olabilir.Kırmızı etin diğer bir artısı her erkek gibi benim de kırmızı etle aramda ayrı bir aşk olması. Diğer yandan kanlı bir kırmızı et bugün için feminen tarafın fazla ilgisini çekmeyecektir zaten kremayı da onun için kullanıyoruz ;)

Kasaptan et alırken mutlaka nasıl bir tavanız olduğunu ve nasıl pişireceğinizi belirtin. Benim favori kasabım Erenköy tren istasyonuna yakın olan Gümrükçüoğlu Kasabı’dır. Kasabınızla ilişkiniz önemli ve bir o kadar da ihtiras doludur zaten. Ne zaman ikamet lokasyonumu değiştirsem yeni bir kasap-müşteri ilişkisinin eşiğine geldiğimden tatlı-ekşi bir hisse kapılırım (yuh lafa bak J ). Neyse, strogonof tarzı kuşbaşı et alın derim. Nedir strogonof ? Şekil itibarı ile kuşbaşının uzun boylu kardeşidir. 300-400 gram kadar yeterli olur. Hmm eti aldık, bu eti daha da adam etmek lazım şimdi;

Hafif derince bir kabın içine eti boşaltın. Marine için; adam gibi kokan sızdırılmış bir zeytinyağını etin üzerine dökün, sonra da üstüne katacağımız dip tadları koyalım. Birkaç diş sarımsak, dörde bölünmüş koca bir soğan. Kırmızı koca biberlerden bir tanesini dört-beş parçaya bölüp içine atın. Genelde kremayla gidecek baharatları seçmek zordur (en azından benim için) bu sebeple “damak koklama” formülümü kullanırım (bunu ayrı bir yazımda anlatırım). Kurutulmuş nane yaprakları fena olmaz, yarım avuç kadar marinenin içine katabilirsiniz. Ve biraz da kırmızı şarap katabilirsiniz. İyice karıştırın ve kabı bir kenara koyun beklesin. Bu eti ızgara olarak bir teflon tavada pişireceğiz aklınızda olsun.

Şimdi etin tadını belirlediğimize göre bunun yanına mantarlı bir garnitür yapacağız, ama bu garnitürü sıcak servis etmemiz gerektiği için birazdan anlatacağım.

Ufak ve basit bir salataya ne dersiniz;( bizim markette “atom” diye tabir edilen) yuvarlak marullardan küçükle-ortaboy arası bir tane alın ve tam ortadan ikiye bölün. İçini tuzlu suyla iyice yıkayın ama bunu yaparken yarım ay şeklini bozmayın, bütün kalsınlar. Suyunu süzdürdükten sonra bu salataları birer tabağa yatırın (salata tabağı), iç kanallarına nüfus edecek kadar (fazla değil) balzamik sirke ve zeytin yağı ekleyin. Salatadaki ekşimsi tadı şaraba ve kremaya yakıştırabilmek için marulun tepesine mısır taneleri serpin. Aman Ha ! Renk katmak için bile olsa domatese benzer bu mevsimde androit gibi takılan gıdalardan uzak durun. Yeşilliğiniz ve mısırınız zaten güzel bir renk veriyor merak etmeyin.

Pişirmeye başlayalım artık.

Etin yanına garnitür olarak bir de mantar yapalım isterseniz. Bildiğiniz düz kültür mantarından bir paket alın ve iyice yıkadıktan sonra kapağı olan bir teflon tavaya hepsini bütün olarak atın. Üstüne biraz su,tuz ve çok az zeytin yağı ekleyin. Altını kısık denebilecek derecede açın ve kapağını kapatıp pişirmeye bırakın.

Mantar adam olurken biz ete can verelim artık.

Marine kabını bi koklayın önce hissi güzel mi diye ? Taze keskin kokular geldiyse burnunuza güzel bişi yapacak gibi duruyorsunuz demektir

Teflon ızgara tavanızı çıkartın ve marinedeki etleri marineden süzerek iyice kızmış tavanızda kızartın (marinedeki ıvır zıvırı kapta bırakın). Ne kadar pişireceğinize bırakın keyfiniz karar versin.

Bu arada mantarı kontrol edin, onun mekanizması önce su verir sonra da tüm suyu çeker prensibine dayanır. Mantarlar bıraktığı ve sizin eklediğiniz suyu tamamen çekene kadar altı açık kalsın. Tavanın altını kapatacağınız manzara; tavanın tamamen susuz kalması ve mantarda 2. Derece hafif yanıkların başlamasıdır. Tavayı hareket ettirdiğinizde mantarlardan csss psss gibi sesler gelmelidir.

Etlere dikkat edin yanmasın !

Etlerin piştiğine inandıktan sonra üzerine bir ufak kutu taze kremayı boşaltın ve çevirmeye başlayın. Bunu yaparken çok az karabiber benim hoşuma gider. Krema hafif kahverengimsi bir hale geldiğinde kremanın tadına bakın, mutluysanız tamamdır.

Kocaman düz süslenmiş tabak; yarım ay kremalı etiniz, kalan boşluğa css pss eden mantarınız. Başka bir kapta adam başı yarım atom salatanız. Bir de balon olmayan ama içerken kokusunu hissettirecek derecede derin olan bir kadehte soğutulmuş Moskado’nuz.

Sonrasına karışmam ;)

12 Aralık 2009 Cumartesi

Eyvah, Bekar Kızlar Artık Kurbağa Öpüp, Beyaz Atlı Prensine Kavuşamayacak.


Kurbağaları öpmeyin!
12.12.2009 - 17:33

WASHINGTON - Amerikan Veteriner Hekimleri Birliğinin yayımladığı bildiride, kurbağaların, tüm sürüngenler ve kurbağagillerde olduğu gibi, insan için salmonella enfeksiyonu kaynağı olabileceği belirtildi.

Bildiride, "Kurbağalara uygun olmayan bir şekilde dokunmanın, özellikle de onları öpmenin, bir prensten ziyade ciddi bir hastalık getirebileceğini halka hatırlatırız" denildi.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, kurbağaların bu yıl içinde 25 eyaletteki 48 salmonella enfeksiyonu vakasının kaynağı olduğunu açıkladı.

Salmonella, en çok kümes hayvanlarının eti ile peynir ve yumurtadan bulaşıyor. Tifo, paratifo ve gıda zehirlenmesine yol açabilen salmonella bakterisi, ağır ishalle kendini gösteriyor ve küçük çocuklarla yaşlılarda ölüme neden olabiliyor. (AA)

Kaynak: Gazeteport

26 Ekim 2009 Pazartesi

Kızlarımız neden evlenemiyor!



Değerli Habertürk okuyucuları aşağıdaki “matematik örneği” daha doğrusu “modellemeyi” daha önce bir gazetede okuyucularım ile paylaşmış ve çok ciddi bir “geri dönüş” (katkı-tepki) almıştım…
Aynı modeli biraz daha genişleterek sizlere aktarmak ve o günden bugüne gelen katkıları da “eklemek” istiyorum…
Sorarak başlayalım; bu model nasıl ortaya çıktı ? Nasıl aklıma geldi ?
Bir dostum ile yürüyüş yaparken bakın neler yaşadım…
Karşıdan bir yaşlı teyze ve onun koluna girmiş torunu geliyor. Konuşmak istiyorlar, durup merhabalaşıyoruz. Teyzemin torunu askerden yeni gelmiş. Piyasalara da çok meraklı...

Biraz konuştuktan sonra torunu yaşlı teyzeme dönüyor ve şakayla karışık “Anneanne ne istiyorsan sor, sonra bana sorma, Yiğit Bey her şeye cevap verir” diyor!

Teyzemin “askerden” dönen torunun “işsiz” olmasıyla bir derdi yok!

Onun üzüntüsü “bir bankada iyi bir pozisyonda olan diğer kız torununun evlenmemesi!” Madem öyle “Her şeyi biliyorsun, söyle bakalım evladım” diyor 30’u da geçti, benim kız neden evlenmiyor!

Kavram ve modelleme bu soru ile başladı…Ve devam etti…
Peki “teyzemin” sorusuna nasıl cevap vermem gerekiyordu ?
Bu soruya da “sayılarla” cevap vermek bize yakışırdı ve öyle yaptım !
Soru açık ve netti; Torun Ayşe neden evlenmiyordu veya “istediklerimiz” neden olmuyordu !
Modelin detaylarına gelince…
Detaya geçmeden “matematiksel” olarak kullanacağımız bir “gerçeği” tarif etmem gerekli. Bir olayın “hayata geçme-meydana gelme-gerçekleşme” olasılığı, başka bir olaydan etkilenmiyorsa; “bunlara birbirinden bağımsız olaylar” diyoruz. Örneğin “hem kırmızı” hem de “ön camı çatlak” bir araba bulma ihtimalimiz birbirinden “bağımsız” ve “aynı anda” gerçekleşme “ihtimali” matematiksel olarak birbirinin çarpımına eşit...

Şimdi gelelim torunun “neden” evlenmediğine!
Ana soru çok açık ve net; “Torun evleneceği kişide ne arıyor?”
Ne arıyor birlikte bakalım ve matematiğe dökelim…

1- Torun iyi bir bankada “yönetici” ve 4.000 TL kazanıyor... Aradığı kişinin “kendinden fazla kazanmasını” istiyor... Türkiye’de her 10 kişiden ancak 2’si “ayda 4000 TL’nin üzerinde kazanca” sahip!

2- Aradığı kişinin 30 yaşın üstünde ama 42 yaşın altında olmasını istiyor. Türkiye’de bu aralığa girenlerin sayısı her 10 kişide ancak 2 kişi.

3- Üniversite mezunu olsun istiyor. Hatta “master” istiyor. Üniversite mezunu yine 10 kişide 2 kişi, master da eklersek 10’da 1’in altına iniyoruz.

4- Sigara içmeyen arıyor. Burada şanslı. 10’da 5’lik bir “içmeme” oranı hâlâ var!

5- Boyu “Türkiye standartlarına” göre uzun olsun istiyor. 10 kişide 2 kişi “uzun” denebilecek bir boya sahip.

6- Fiziki görünüşü “düzgün” olsun en önemlisi “kilolu” olmasın istiyor. Yine aynı şekilde 10 kişide 3 kişi “normal” bir “zayıflığa” sahip.

Değerli Habertürk okuyucuları,
Torunun istediği daha birçok “özellik” var ama “onları” saymadım!
Şimdi gelin bu standart gibi görünen özellikle gelin bir hesap yapalım “torun neden evlenmiyor”!

Modelin kuralını hatırlayalım; “birbirinden bağımsız olayların gerçekleşme ihtimali birbirinin ihtimal değerlerinin çarpımına eşit!” Formül ve sonuç çok açık: Torunun aradığını bulma olasılığı yukarıdaki “olasılık” ifadelerin birbiriyle “çarpımına” eşit!

Evet, bu “standart” veriler ile birlikte düşünüldüğünde, içinde “fiziksel, bölgesel, kültürel” başka detaylar olmadığında bile çıkan sonuç yaklaşık 1/8.000-10.000 aralığı...Daha değişik bir ifadeyle: 8 bin ile 10 binde 1 kişi “torunun aradığı” kişi olma “potansiyelini” taşıyor! Buna “az bulunan” örneğin, 2/10’luk bir özellik eklediğimizde 50 binde 1 kişiye, bir özellik daha eklediğimizde 100 binde 1’lere kadar çıkabiliriz...Burada bir not düşeyim; “torunun tam istediklerini” matematiksel olarak yazınca “440 binde 1” çıkan net sonuç!

Peki Türkiye’de 40 milyon erkek ve ortalama 1/50.000’lik bir “aradığınızı bulma katsayınız” varsa, size uygun kaç “eş” var ? O da çok açık ve net; 40 milyon/ 50 bin! Yani sizin istediğiniz “her şeyi olan sadece” 800 “kişi” var!

Değerli okuyucular, okuduklarınıza “ilk görüşte” inanamayabilirsiniz “ama” matematik bilimi “kesin olarak” bu sonuçları veriyor! Şimdi daha iyi anlayabilir ve anlatabiliriz teyzemize “torunu” neden evlenmiyor!

Sonuçlar:
1- Yaşadığımız “gerçekler” ile “beklentilerimiz” her alanda uyuşmayabilir!
2- Matematik bilimi bizi “ümitsizliğe de” itebilir! Ama bir de gerçek var: matematik “olmaz” der ama mucize gibi bir anda oluverir!
3- Bilim buna kuantum, kaos, belirsizliğin çökmesi der, Din ise kader! Olmaz denen bir anda oluverir!
4- Sayıların bittiği yerde, bizim aklımızın ermeyeceği başka dinamikler başlar! Orası ayrı bir “tartışma” konusu, isterseniz o konuya da gireriz.
5- Sayılar “olmaz” der ama “olmazlar” olur !
6- Mucize “sayılarda” değil düşüncelerdedir !

Son söz : Gerçekler sayılar üstüne kurulabilir ama “hayat” her zaman “rasyonel” değildir !

Yiğit Bulut

20 Eylül 2009 Pazar

"Çapkınlık olmazsa 1 milyar kişi ölür

"Ramazan'da ara veren Haydar Dümen, bayram siftahını Gazete Habertürk'te yaptı.
Haydar Dümen, Türkiye’nin en şöhretli hekimlerinden ve belki de Türkiye’nin en çok okunan yazarlarından. Ramazan ayı nedeniyle ara verdiği köşesinde okurlarına verdiği cin yanıtlarla hepimizi güldürüyor,kendi deyimiyle her gün stand-up yapıyor. Ramazan Bayramı sonrası tekrar yazılarına başlayacak Nöro-psikiyatri uzmanı, 79 yaşındaki Dümen bir aylık suskunluğunu Gazete Habertürk için bozdu ve sorularımıza bayram şekeri tadında yanıtlar verdi.
KUTLU ESENDEMİR / GAZETE HABERTURK
 Dini hassasiyetleri yoğun bir aydan çıkıyoruz. Siz de o yüzden yazılarınıza 1 ay ara vermiştiniz. Böyle günlerde cinsellik orucuna da mı başlanıyor?
-Zaten bütün inançlarda cinselliğe yönelik büyük tabular var. Bu durum, tek tanrılı dinlerde de o dinden diğer dine adeta transfer olur gibidir. Kalıplar değişir. Kalıpları da belirleyen o günün sosyal, ekonomik ve coğrafi konumlarıdır. Deniz kenarında bir kural çıkarsa, çölde başka bir kural çıkar. Bunlar cinselliğe kendi itilimlerini yükleyerek bu tür perhizlerle güçlendirmeyi düşünmüşler. Ne kadar doğrudur, ne kadar geçerlidir? Bunun için Arap ülkelerine bir bakıp karar vermek gerekir. Galiba ters tepiyor.

 Cinselliğe uzun süre ara verilen dönemlerin ardından nelere dikkat edilmeli?
- Yani uzun süre ara vermiyorlar. Yine akşamları kendilerine zaman kalıyor. Amaburada başka bir şey dengeleri bozuyor.

DOLU DOLU GEÇSİN
 Nedir o?
-Tabii oruç tutuluyor, akşam yemeği yeniyor. Akşam yemeğinden sonra bir yorgunluk ardından dinlenme. Tabii sonra da yatsı namazı. O da bayağı bir zaman alıyor. Gece sahura kalkılıyor. Sahura kalkmak zaten bir-birbuçuk saati alıyor. Uyandınız, yemek yediniz, yattınız. Sonra uykuya geçiş süresi. Bir de sabah erken çalışanlar için söylüyorum ki; çöl koşullarında belki adamlar uyuyorlar o saatlerde. Şimdi dinin özünde de şu var: Sabah ezanında namazı kılıp uykuya yatıyorlar. Bir de saat 5’te, 6’da namaza kalkacaksın. E artık, cinselliğe zaman kalmıyor. Onun için geceyi dolu dolu geçirmek gerekiyor.

 Bir süredir din adamları da cinsellik ve sekse el attı. Ali Rıza Demircan’ın, Cübbeli Ahmet’in (Mahmut Ünlü) bu konudaki yaklaşımlarından haberdar mısınız?
-Cinsellik konusunda Türkiye’de yaprak kıpırdasa benim haberim olur. İmamlar, hocalar kendi işlerine baksın. Tanrısal güçlerle insan arasındaki bağlantıları, manevi değerleri değerlendirsinler. Ama cinsellik olsun, operasyonlar, ameliyatlar, hastalıklar gibi bölümleri de tıbba bıraksınlar...

 Cübbeli Ahmet Hoca barbi bebekleri seksi bulduğunu söyledi. Siz barbi bebeklerin seks objesi olarak değerlendirilmesine ne diyorsunuz?
-Ya Cübbeli Ahmet Hoca işi iyice sapıtmış, iyice zıbıtmış. Bütün olayı götürmüş cennete. Cennet gibi kutsal bir kavram içerisine, böylesine ayrık otu, pıtrak otu serper gibi cinselliği serpemezsiniz. Cennet kutsal bir kavramdır. Cennette bütün duyguların daha çok yeri olması gerekir. Manevi duygulardır bu, tanrısal duygulardır. Tanrıyla duygusal alanda bir yakınlaşma yüceliğidir bu. Ama oraya durmadan kadın sokarsan, 5 bin, 7 bin, 70 bin huri falan sokarsan bunun adı saçmalıktır. Böyle şey insan onuruna çok terstir. Ne yapacağım ben 7 tane 70 tane huriyi. Benim işim o mu? Ya da benim kadınım ne yapacak o zaman. Kadın insan değil mi? Bu yüzden, ağzına gelen her şeyi konuşuyor. 1500 yıl önce yaşamaya çalışıyor Cübbeli Hoca.

 Klişe bir soru ama evlilik aşkı ve seksi öldürüyor mu?
-Erkeklerden kaynaklanan bir şeydir bu. Erkeklerde çapkınlık geni vardır. Kadınlarda çapkınlık geni yoktur. Kadınlarda annelik ve dişilik geni vardır. Ve iyi ki de vardır, bir kurgu düşünün. Uzaydan gönderilen bir ışın erkeklerin çapkınlık genini yok etti. Ne olur? Bilemedim.-Bir ay içerisinde dünyada 1 milyar insan ölür.

 Nasıl ölür?
-Kuaförler, mücevherciler kapanır, kozmetikler batar. Lokantaların 4’te 3’ü zaten yok olur. Güney Amerika’da elmas madenleri kapanır, kürkçüler zaten bitti. Efendim insanların karılarıyla olan ilişkileri, büyük aşkları, büyük ama kimse kadına bakmıyor. Hep karısına koşuyor, yağma ve kaos yaşanıyor...

Damacanayla seks evrimsizlik
 Damacanayla mastürbasyon yapmak da evrimin parçası mı?
-Damacanayla mastürbasyon yapmak evrimsizliğin bir parçası. Damacanayla mastürbasyon yapan, diyelim ki yuvarlak hesap, 70 milyonluk nüfuslu bir yerde, 5kişi de çıkabilir, 10 kişi de çıkabilir. Ama bu arkadaş evrimini yapmış olsa insani açıdan kızla, kadınla konuşabilse, bırakın seksi filan. Onların dünyasına girebilse,şiir okuyabilse, ona bazı öyküler öğretse. Hatta flörtüyse el ele tutuşup bir parkta yürüse, gökyüzünün güzelliğine, bulutlara, ağaçlara baksa, damacanayla seksyapmak ya da mastürbasyon yapmak aklına gelmez. Her şeyi kısıtladığınız vakit, biri bir yerden açık bulacaktır. Bir insanı süper aç bırakırsan yerdeki salyangozu da, çekirgeyi de yiyebilir kardeşim. Bizim amacımız çekirgeyi, salyangozu yedirtmemek.

 Evlilik ve seks sanki birbirine karşıt bir şeylermiş gibi mi duruyor?
-Evlilik sekse onay verdiği için birbiriyle bütünleşiyor. Seks, erkekle kadının yaptığı bir baş yapıt tablodur. Bu tablonun imzasıdır seks.

 Eşimi ya da sevgilimi bir kez aldattım. Bunu ona söylemeli miyim?
-Uzaya çıkmış gibi bir şey mi yaptın! Söylemek olur mu? Övünecek bir şey değil ki bu. Bunlar söylenmez. Bir defa yapmış olmak da insanlık zaafında değerlendirilmelidir. Özellikle kadınlar için söyleyelim: Yapmayan erkek yoktur. Yüzde doksana doğru çıkıyor bunun oranı. Fırsat eline geçmişse erkek yapıyor.Yapamayanlar fırsatsızlıktan yapamıyor.

‘Kimi benim anakonda diyor, kimi kobra diyor’
 Gazetenizdeki köşeniz büyük ilgi görüyor. Akla hayale gelmeyecek sorulara yanıt veriyorsunuz.
-Orası bir laboratuvar Türkiye için. Bir; bana mektup yazan insanların belirli oranımatrağına yazıyor. Kafa bulmak, şamata için yazıyor ve gülüyor. Bir insanın bir şeyi yapması başkadır, düşünmesi başkadır. Bir insan bir şeyi düşünüyorsa, bu bizi ilgilendirir. Biz psikiyatrlar, insanın beyninin kıvrımlarına ineriz. Bilinçaltını araştırırız. Yetmez, rüyalarına gireriz. Rüyalar şizofrenik bir dünyadır ve insan portresini oradan çıkarmaya çalışırız. Bana matrağını dahi yazmış olsa, bunu yazan çok kaba bir şey soruyor.

 Mesela?
-“Benim anakonda artık başını kaldırmıyor” diyor. Öteki de “kobra” diyor kendisine. Öteki, “engerek” diyor kendisine. Öteki “boğa yılanı” diyor. Peki niye hep yılanlar konuşuluyor? Çünkü cinsel organlar Freud’un bilinçaltındaki deyimine göre yılan olarak simgelenir. Yani farkında olmadan Freud’u doğrulayan bir altyapıdan çıkıyor. Ben şu haritayı soruyorum Türkiye’ye: Hayal gücü fazla gerçekten. Bunalımdaymış, yok öksürmüş kızlık zarı gitmiş. Yok sandalyeden düşmüş, zarı gitmiş. Telefonda içi geçmiş. Rüyasında orgazm olmuş. Ciddiyim bunlar şaka değil. Biz bu resmi, bu tabloyu yarattık.

Fanteziler, makarnanın sosu gibidir
 Geçenlerde de Hıncal Uluç gençlik dönemlerinde kendisine sıpa sunulduğunu anlatmıştı. Normal bir durum mu bu?
-Normal tabii. Hıncal Bey’in açıklaması çok saygıdeğer bir açıklamadır. Türkiye’nin bir gerçeğidir.HOROZLA KEDİ BİRLEŞMEZ

 Zoofili mi gerçeğimiz?
-Zoofili değil o. Ben bu gerçeğin içinde büyüdüm. Türkiye’de kırsal kesimde yıllar içerisinde bu tür bir birleşme, neredeyse töresel hoşgörüye girmiştir. Çocuk ergenlik yaşına geçince, çocuğun babasına arkadaşları, “Senin çocuk az büyümüş. Ona artık bir sıpa almanın zamanı geldi” derler.

 Bu nedir?
-Mastürbasyon dinsel inançlara göre yasaktır ve kırsal kesim pek fazla mastürbasyon bilmez. Zorunlu koşullar içerisinde bu tür ilişki, bir tür görsel alışkanlıktır.

 Yeryüzünde hiçbir canlı kendi türünün dışında başka bir türle birleşmeye yeltenmiyor.
-Evet... Bugün köpek kovalasa koyunu, onunla cinsel birleşmeye kalksa, horoz kovalasa kediyi onunla cinsel birleşmeye kalksa, ev sahibinin yapacağı şey, horozu da, kediyi de, köpeği de öldürmektir. Öldürürler ama, ne yazık ki namus ve erdem uğruna kendi öz evlatlarını bu tür eylemlere zorladıklarını düşünmezler. Bir suçlu aramak gerekiyorsa bu suçlu eşeklerle birleşenlerdir.

 Uluç’un sözleri doğal yani.
-Hıncal Uluç yapmamış ki. Yapmış da olabilirdi. Ben size bir şey söyleyeyim: “Ben yaptım” desem ne olacak, “Yapmadım” desem ne olacak?

TÜRKİYE’NİN GERÇEĞİ
 Yaptınız mı peki?
-Ben şunu diyebilirim: Yapmamışımdır. Ben Haydar’ım. Farklıyım. “Bütün köylüler adi. Ben üstünüm, yapmadım” diyebilirim. Olay bireysel olarak, Hıncal’ın, Ali’nin, Veli’nin yapıp yapmaması değil, bu Türkiye’nin bir gerçeğidir.

 Aşırılığı belirleyen sapkınlığın başlangıç noktası nedir?
-Sapkınlık belirli bir gruba girmiyor. Bazı sapkınlıklar var, mesela sapkınlık olarak söz edilebilecek. Mesela fantezilerden söz edelim. Kadın kocasıyla yatarkenbir başka erkeği düşünüyorsa bu sapkınlıkmı? Eee! Beyin bu; düşünüyorsa nasıl engelleyeceksiniz?Hatta kendi performansı ve mutlulukları için gerekiyorsa bu tür fantezileri doktorlar öneriyor.

 Siz öneriyor musunuz?
-Duruma göre öneririz.

 Hastanızın hayal gücü yoksa ne yapacaksınız?
-O hayal gücü değil ki; ne var; mesela giysiler var. Ne var; porno film seyrediyorlar. Ne var; işte konuşuyorlar. Tahrik edici laflar söylüyorlar. Sınırsız bir fantezivardır. Fakat fanteziler yemeğin sosu gibidir. Makarnaya bir parça ketçap dökersen lezzetli olur. Ama ketçapı kaşıklayıp yiyemezsin. Yersen, o makarnalıktan çıkar.

Bekarlar Kulübü Blog Sayfasına Hoşgeldiniz.

Facebook'ta http://www.facebook.com/group.php?gid=4990399695 adresinde 2421 kişi üyeli Bekarlar Kulübü'müze bu blogla biraz daha hareketlilik vermek istiyoruz.

Neler olacak blogumuzda.

Tabiiki üyelerimizin birbiriyle tanışmasını cesaretlendirecek yazılar olacak.

Güzel hikayeler, bazen eğlenceli, bazen duygusal yazılar olacak.

Ama en önemlisi blogumuzda üyelerimizin çok daha fazla aktif olmalarını hedefleyeceğiz.

Bu arada, yanda gördüğünüz "Blogu İzleyen Bekarlar Kulübü Üyeleri" ne kayıt olarak bu blogu izleyen diğer kişilerle bir topluluk oluşturabilir, yeni arkadaşlıklar kurabilirsiniz.

Bloga yazar olmak isteyen üyeler bekarlar.kulubunuz@gmail.com adresinden temasa geçebilirler.